Simana'nın Günlükleri

Simana’nın Günlükleri -6- Hatıralar

Simana, sabah çayını yudumladıktan sonra çadırın girişinden içeri süzüldü.

Adımları hafifti, ama kemiklerinin içinde biriken yıllar, artık sessizlikten daha ağırdı.

Çadır karanlık değildi; ama ışık da doğrudan girmiyordu.

Keçeden duvarlar, zamanla koyulaşmış ve gün ışığını altınsı bir kedere dönüştürmüştü.

Ortada sönmüş bir ateş ocağı duruyordu.Üstü külle örtülmüştü ama, bir gece önce nefes almış gibi halâ sıcak bir sessizlik taşıyordu.

Taşlarının çevresi tilki tüyleriyle çevriliydi. Tüylerden bazıları yıpranmış olsa da; bazıları halâ ateş kadar parlaktı.

Duvarın bir köşesinde davulu asılıydı.Ama bu sıradan bir davul değildi. Bir kamın elinde ruhların geçit kapısına dönüşürdü titreşimleri.

Geyik postundan gerilmiş, çemberine göğün katmanlarını simgeleyen işaretler kazınmıştı: Dokuz halka, bir göz, kırık bir tüy.

Yanında at yelesine sarılı tokmağı asılıydı; o tokmak hiçbir zaman yere bırakılmazdı.

Simana diz çöktü.Bir köşede duran eski kam elbisesine baktı. Geyik derisinden dikilmiş, kenarları hayvan kemikleriyle işlenmiş, omuzlarından tilki tüyleri sarkan o elbiseye.

Artık nadiren giyiyordu onu, ama yine de orada durması, Simana’nın varlığına tanıklık eden dilsiz bir hatıra gibiydi.

Bir başka köşede kurutulmuş otlar diziliydi: sarı çiçekler, kara kekik, kaya yosunu…Ve elbette kayın kabuğu.Bir tutam aldı, ocağa attı.

Duman ince bir çizgi hâlinde yükseldi.Bozkırda rüzgâr esmiyordu belki, ama çadırın içi birden devinmeye başladı.

Sonra bir tahta tabağa biraz kurutulmuş et, yanına çam fıstığı koydu.Bir parça ekşi ekmekle sessizce yemeye başladı.

Ama ağzında dönen lokmalar değil, zihninde dönen anılar doyuruyordu onu.

Bir süre sessizce oturdu…

Eli tahta tilki kolyesine gitti.Başını kaldırmadan mırıldandı:

“Bugün yorgun değilim.Ama yolculuk yakın.

Ve yol uzun değil artık…

Çünkü içimde yürünmüş gökler var.

Ve her şey sustuğunda, kalan yalnızca saf gerçekliktir.”

Sonra içinde baharatlı sütü olan taş kupasını alıp ateşin karşısına geçti.

Duman yükselirken zaman eğildi, gök geri çekildi.

Simana,gözlerini kapattı… On yedi yaşındaki haline geri döndü. Altın Tilki ile ilk defa karşılaştığı ormanda ki o kutlu güne…

 

 

 

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir