Blog
Simana’nın Günlükleri -2- Toprağın Kızı
Ormanın sessizliğinde, taşların arasından süzülen bir dere vardı.
Su, taşların arasından kıvrılarak geçiyor, gölgelerle ışığı birbirine karıştırıyordu.
Suyun yüzeyi, göğü bile taşımayacak kadar hareketliydi.
Simana eğildi, kendi yansımasına bakmak istedi;ama su yüzünü bırakmıyordu.
Her şey akıntıyla birlikte sürükleniyor, Simana’nın çehresi bile parçalanıp gidiyordu.
İçini bir korku kapladı:
“Eğer su beni bile tutmazsa, ben kimim?”
O sırada su, kayaların arasından yükselen bir fısıltıyla konuştu:
“Benim sırrım, hiçbir şeye bağlanmamamdır. Ben akarken varım.Duran kurur, bırakan yenilenir.”
Simana avuçlarını suya daldırdı.Buz gibi akış damarlarına işledi;kendi kalbinin ritmi bile sanki bu akışa karıştı.
Su, geçmişi de geleceği de beraberinde götürüyordu,o ise ilk kez tam anlamıyla şimdideydi.
Anladı ki insan, kendini durdurduğu anda taş kesilir.
Anılarında boğulan, kurur ve çatlar.Ama akmayı seçen, yeni yollar açar.
Çünkü suyun gerçeği, engelle karşılaşınca durmak değil,devam etmek için yolunu değiştirmektir.
Simana ayağa kalktı, adımlarını derenin ritmine uydurdu.
Artık yürümüyor, akıyordu.
Her nefes bir damla, her adım bir dalga oldu.
Ve o an fısıldadı:
“Ben, yalnızca toprağın kızı değilim.
Ben, suyun bana hatırlattığı gibi:akışı durdurmayan,yolu kendi varlığıyla çizenim…
4000 TL ve üzeri Alışverişlerinizde ÜCRETSİZ KARGO