Simana'nın Günlükleri

Simana’nın Günlükleri – 16 – Hayat Ağacı

Simana derdi ki: Dünya tek parça değildir.Üzerinde yürüdüğün toprak, sadece orta kattır.

Üstünde gök vardır. Altında karanlık. Ve ikisi de kat kat açılır. Ortasıysa insanların yaşadığı yere denk gelirdi.
Bu yüzden insanlar çoğu zamanne yukarıyı tam hatırlayabilirne aşağıyı unutabilirdi.

Gök, sandığın gibi tek bir kubbe değildir.Kat kat asılı bir evrendir.Her kat bir bilinçtir.Her kat bir sınavdır.Her kat bir varlığa aittir.

Simana bunu, ilk kez davul sustuğunda fark etmişti.Ses çekilince, boşluk konuşmaya başlamıştı.

Başkam derdi ki:“Dünya üçtür.Ama bu, sayıyla anlatılacak bir şey değildir.”

Üstte gök vardı.Ortada yeryüzü.Altta yeraltı.

Ama asıl mesele, bu üç yerin nasıl ayakta durduğuydu.Çünkü ne gök kendi başına durabilirdi ne yeraltı çökmekten kurtulabilirdi ne de insan, ikisinin arasında savrulmadan yaşayabilirdi.Hepsini tutan bir şey vardı. Hayat Ağacı…

Bu ağaç ne bir ormanda büyürdü ne de bir dağın tepesinde. Onun gövdesi, görünen yerde değildi.

Kökleri yeraltının katlarına iner,dalları göğün katlarını delip geçerdi.Gövdesi ise,insanın tam durduğu yerde başlardı.

Simana o gece ağacı görmedi.Zaten gören olmamıştı.Ama onun gölgesine basan çoktu.

En yukarıda Kayra Han oturur.O, kaderi konuşmaz;kader ondan düşerdi.

Altında Ülgen vardır ; altın bir dağın tepesinde.Onun nefesi yaşamdır.Onun bakışı düzen.

Daha aşağıda Kızagan ve Mergen Tengri,gökle yeri birbirine bağlayan ışığı tutarlar.
Güneş Ana burada parlar.Ay Ata burada bekler.

Ve daha da aşağıda,insanların ataları yaşar.Ölü değildirler.Sadece görünmezdirler.

Başkam anlatırdı:Bir kam, göğe yürürken her katı geçemez.Çünkü her kat bir “hak ediş” ister.Bilgiyle değil.Duruşla.Her katta,şamanın içinden bir parça geride kalırdı.

Beşinci kat kutup yıldızıdır.Orada gök kilitlenir.oradan ötesi ancak ruhla geçilir.İnsan, bildiği her şeyi,inandığı her şeyi,hatta kendini bile bırakmadan beşinci kata varamaz.

Daha yukarısı için yalnızca sesini değil, niyetini de bırakman gerekirdi. Kapı bekçileri vardı.Çift başlı kartallardı.Biri yukarı bakar, biri aşağı.İkisi birden seni görüyorsa saklanamazdın.

Kamlar bu yolculukta kayın ağacı kullanırdı,kayın ağacına çentikler açardı.Her çentik bir kat.Her kat bir vazgeçiş.O ağaca tırmanmak,göğe çıkmak değil,kendinden inmektir.

Göğe çıkan şaman,önce ölürdü.Sonra,atalarından birinin rehberliğindeyeniden yürümeye başlardı.

Her katta bir bilgi alırdı.Ama o bilgi,kelimeyle taşınmazdı.Bilgi,bedenin ağırlığını değiştirirdi.

Dokuzuncu kata varan,artık “ben” demeyi bırakmış olurdu.Orada ruhların hayır duası alınır ve geri dönülürdü.Çünkü gökte kalmak,insan işi değildi.

Yeraltı da böyleydi.Onun da katları vardı.Yedi diyen olurdu, dokuz diyen olurdu.

Orada Erlik beklerdi.Karanlık sanılırdı.Ama Erlik karanlık değildi.O, dönüşü bilirdi.

Yeraltına inen şaman,oraya gitmek için gitmezdi.Geri dönüp dönemeyeceğini öğrenmek için inerdi.

Simana bunları o gece anladı.Hayat Ağacı,yukarı çıkmak için olduğu kadar aşağı inmek için de vardı.İnsan, ne yukarı çıkmadan ne aşağı inmeden tam olmazdı.

O yüzden bazı insanlar hep eksik kalırdı.Çünkü ya göğe bakmayı unutur ya köklerinden korkarlardı.

Hayat Ağacı kimseyi çağırmazdı.Ama herkes onun etrafında dönerdi.

Ve Simana bilirdi ki:

Katlar, bir yer meselesi değilbir hâl meselesiydi.

Yedi kat göğü geçen,aynı anda yedi ağırlığı bırakmış olurdu.Dokuzuncu kata varan,artık kendini taşımıyordu.

Simana bunu şöyle anlatırdı:

“Biz göğe çıkmayız.Biz, ağacın bizi ne kadar taşıdığını görürüz.

Bir kam, hayat ağacına çıktığında ruhlar ona öğretmez.
Ruhlar ona unuttuklarını hatırlatır.

Ve her kat, ona bir şeyi geri verir:Korkusunu.Kibrini.Unuttuğu adını.

En yukarıda Tanrı yoktur.En yukarıda,senden geriye kalan vardır…”

O gece rüzgâr durdu.Yıldızlar yer değiştirmediama biri daha parlak görünüyordu.

Simana başını kaldırdı.Henüz çıkmadı.Henüz inmedi.

Ama Hayat Ağacı’nıni lk dalı eğilmişti.Ve bu,çağrının başladığı anlamına gelirdi.