Simana'nın Günlükleri

Simana’nın Günlükleri -5- Kayın Ağacı

Simana sekiz yaşına bastığında,Başkam artık ona soru sormaz olmuştu.

Cevapları anlatmaz,yalnızca koklatırdı.

Bir sabah birlikte çadırdan çıktılar.Bozkırın yamacında,rüzgârın sustuğu bir vadinin içine indiler.

Başkam eğildi, toprağı eliyle araladı;küçük bir yaprak uzattı Simana’ya.

“Bu neye benziyor?” dedi.

Simana yaprağı kokladı;acıydı ama ferahtı.

“Öfkeye…” dedi,”Ama geçmeye yakın öfkeye” diye fısıldadı.

Başkam gülümsedi.Artık tanıyordu: Yılanotu.

O gün kayın ağacının dibine oturdular.

Kayın, Türkler için bir ağaç değil,yeryüzüne dikilmiş bir duaydı.

Başkam, ağacın gövdesine dokundu:

“Ruhun göğe çıkması için ayaklar yere kök salmalı,” dedi.

“Kayın bu yüzden yedi kattan büyür:

Altısı yer için, biri gök için.

Sen de yedi yer öğrenmeden, tek bir göğe bakmayacaksın.”

Simana artık bitkilerin kokusunu,dokusunu değil, niyetini öğreniyordu.

Bazı bitkiler korkuya iyi gelir,bazıları umudu çoğaltırdı.

Bazıları ağrıları dindirir, bazıları ruhu arındırırdı…

Ama Başkam’ın ona öğrettiği tek bir cümle vardı:

“Şifa, bitkide değil.Ona uzattığın niyettedir.”

O söz,Simana’nın içinde bir taş gibi durdu.

Yıllar geçtikçe ne aşındı, ne de unuttu…

O günden sonra hiçbir bitkiye “ne işe yararsın” diye sormadı.

Çünkü artık biliyordu:şifa, toprağın değil ; insanın ruhunun yankısıydı.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir