Simana'nın Günlükleri

Simana’nın Günlükleri – 13 – Kambaksı Toy 2

Dakikalar aktı… Belki saatler…

Belki de yalnızca rüyanın ölçtüğü kadar bir zaman;kimse bilemezdi.

Sonunda Simana gözlerini açtı.

Derin bir nefes aldı ; ama bu nefes yorgun bir bedenin değil,dünyaya yeni inmiş bir ruhun ilk soluğuydu.

Yavaşça doğruldu.

Gözleri birini arıyor gibiydi,ama kimsenin yüzüne bakmadı.

Sanki baksa, gördüğü her şey yeryüzüne ait kalacak ama onun gözü artık göğün çok daha başka bir katındaydı.

Başkam Tüleç, önüne bir davul koydu. O davul…

İnsan eli değmemiş sedir ağacından oyulmuş,geyiğin canından koparılmış postla gerilmiş,üstüne de Simana’nın çocukken çizdiği göz motifinin aynısı işlenmişti.

Sanki o göz, bugünü yıllar öncesinden biliyordu.

Tüleç üç kez eğildi.Sesi ne obaya ne Tengri’ye dönüktü.

Yalnızca Simana’ya, ruhun duyacağı yumuşaklıktaydı:

“Senin sesin davulla çarpacak.

Ruhlar seni tanıyacak.

Ama sen yalnız Tengri’ye seslen.

Tengri seni duyarsa,

Acun sana sessiz kalmaz.”

Simana diz çöktü.

Bu, bir teslimiyet değil;kaderiyle yapılan eski ve görünmez bir antlaşmaydı.

Başkam, tokmağı uzattı.

Ucunda ardıç kabuğu, çevresinde at yelesi…

Yeryüzünün ve göğün dokusu aynı sapta birleşmişti.

Simana tokmağı aldı.

Ve titrek ama yankılı bir sesle,dağın sırtında açılan bir kapı gibi konuştu:

“Ben, toprağın suskunluğundan doğan Simana, şimdi ant içerim:

Zavallıların gölgesi,

Yetimlerin anası,

Öksüzlerin yoldaşı olmaya…

Gecenin sessizliğinde rüyaya yürüyeceğime,

Gökte yankılanan sesin kaynağını arayacağıma…

Bozkırın rüzgârına sırlarımı fısıldayacağıma

Tengri huzurunda söz veririm.

Geyik ruhlu dağlara,

Kartal gözlü göklere,

Gümüş renkli suya ant içerim:

Karanlıkta kaybolanları arayacağım.

Unutulmuş adlara ses olacağım.

Ruhları yalnız bırakmayacağım.

Ateşi yutan gölgeyle yüzleşeceğim.

Suskun tanrıların ardına bakacağım.

Yalanla değil sessizlikle,

Korkuyla değil merhametle konuşacağım.

Ben kamım.

Ne hükmederim ne alırım.

Yalnızca taşırım:

Ruhu, sesi,

Kanın duasını,

Gözyaşının ilahisini.”

Ve o anda oba tek bir nefes gibi fısıldadı:

“Kutlu ol…

Kutlu kal…”

Gökyüzü de bunu duydu.Çünkü Simana artık yalnız bir insan değil;gök ile yer arasındaki yeni ses, yeni yol, yeni köprüydü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir