Blog
AYZIT’IN DOKUNUŞU RİTÜELİ- İçindeki Tanrıçayı Uyandırmak İsteyenler İçin
Derler ki bazı geceler Ay Işığı, gökte durmaz;yavaşça iner ama yere değil doğrudan bedene iner.
Eski Türklerin Ayzıt dediği işte bu dokunuştur;ne bir rüya kadar hafif ne de bir anı kadar sert.
Ayzıt’ın eli değdiğinde; kadın, hatırlar tahtını…Omuzlarından yükler kayar,bedeni aceleden kurtulur,bakışı yumuşar ama gücü dağılmaz.
Çünkü tanrıça hâli,yüksek sesle değil,sessiz bir çekimle çalışır.
Bu ritüel,daha fazlası olmak için değil;zaten olanı uyandırmak içindir.Dişil hâline geçmek,kadınsı duruşunu geri almak ve kendi iç tahtına oturmak isteyenler için.
Simana’nın obasında şöyle anlatılır:Ayzıt dokunduğunda kadın değişmez;sadece ait olduğu yeri hatırlar.Ve o yer,dünya tarafından kolay kolay unutulmaz..
Bu ritüel,içindeki tanrıçayı uyandırmaya cesaret edenler içindir.Gerçek kadınsı hâline geri dönmek,dişil moduna geçmek ve kendi tahtına oturmak isteyenler için.
Ve bil ki…Bu ritüelden sonra dünya değişmez belki,ama dünya sana bakarken,artık aynı yerden bakmaz.
RİTÜEL ADIMLARI
1-AY BANYOSU
Gecenin ilerlediği bir saat seçilir.Ev sustuğunda, ışıklar çekildiğinde,ay büyümeye başladığında…
Ay gökte görünse de görünmese de; onun orada olduğu bilinir.
Ilık su hazırlanır;küvet ya da ayak banyosu fark etmez.Suyun içine Gece Kristalleri bırakılır.Kristaller aceleyle atılmaz; suya zarifçe emanet edilir.Çünkü bu su, temizlemek için değil,hatırlatmak için vardır.
Simana’nın anlattığına göre,Gece Kristalleri karanlıkta çalışır.
Gündüzün gürültüsünü almazlar; ama gecenin yükünü çözerler.Suyun içinde beklerken,kadının bedenine “acele yok” demeyi öğretirler.
Suya girildiğinde ya da ayaklar suya bastığında , konuşulmaz.Dilek tutulmaz.Sadece bedenin ağırlığı suya bırakılır.Ay, burada yukarıdan bakmaz;suyun içinden dinler.
Bu banyoda amaç arınmak değil,yumuşamaktır.Dişil hâl, sertlikten değil , çözülmeden doğar.
Ayzıt’ın dokunuşu ilk kez burada hissedilir.Soğuk ya da sıcak olarak değil;bir gevşeme,bir iç çekiş,bir “tamam” duygusu gibi.
Bu adım bitmeden acele edilmez. Çünkü Tanrıça , önce suda uyanır.
2-TOPRAKLANMA VE BEDENİ UYANDIRMA
Beden hâlâ suyun kucağındayken…Ay banyosu henüz bitmemişken…
Gülbezen, usulca avuca alınır. İçindeki gül yağı ve gül yaprakları, suyun sıcaklığıyla birlikte çözülür, tenle konuşmaya başlar.
Gül burada süs değildir;kadının bedenine güven duygusu veren kadim bir dildir.
Ovma, suyun içinde ve aşağıya doğru yapılır.Omuzlardan başlanır, kalçalara, bacaklara ve ayaklara doğru inilir.
Çünkü tanrıça önce yere iner. Topraklanmadan dişil hâl açılmaz.
Gülbezen dairesel, yavaş ve kararlı hareketlerle bedene yayılır.
Bu bir arınma değildir.Bu, bedenin suyun içinde yerini hatırlamasıdır.
Gül yağı teni gevşetirken,gül yaprakları dişil hâli usulca uyandırır.
Bu sırada şunlar yapılır:
– Omuzlar bilinçli olarak bırakılır
– Kalçalar ve diz arkaları özellikle ovulur
– Ayak tabanlarına özel zaman ayrılır
Simana’nın obasında bilinir ki,kadının yükü en çok ayaklarında birikir. Orası çözüldüğünde,beden yukarıya doğru yumuşar.
Suyun içinde konuşulmaz.Dilek tutulmaz.Sadece bedenin suya doğru ağırlaştığı fark edilir.
Ayzıt’ın dokunuşu bu adımda derinleşir. Tanrıça,toprağı hatırlayan bedende yerleşmeye başlar.
3-ALT KARIN MASAJI
Sudan çıkıldığında, beden hâlâ suyun sıcaklığını unutmamışken yapılır bu adım.
Önce ipek bir sabahlık ya da yumuşak bir bornoz giyilir. Ten, sertlikle değil; akışla temas etsin diye.
Simana der ki:“Tanrıça çıplak kalmaz; kendini yumuşaklıkla sarar.”
Rahat bir yere oturulur ya da yarı uzanılır.Sırt desteklenir.Karın serbest bırakılır.Bu bir duruş değil; yerleşmedir.
Yıldız Çözgüsü,avuçlara alınır.Eller önce birbirine sürtülür;yağ ısıtılır, uyandırılır. Sonra alt karın bölgesine,saat yönünde,yavaş ve kararlı dairelerle masaj yapılır.
Burası rahmin sesiyle konuşulan yerdir. Kontrol, korku, tutma arzusu burada birikir.
Yıldız Çözgüsü,bedenin bu düğümleri çözmesine eşlik eder. Zorlamaz…Açar.
Masaj sırasında,ne gelecek arzulanır ne de geçmiş düşünülür. Karın yumuşadıkça,nefes derinleşir.
Bu adımda küçük bir ritüel eklenir:
– Omuzlar geriye doğru bir kez yuvarlanır
– Çene gevşetilir
– Nefes karna doğru indirilir
Ayzıt’ın dokunuşu,işte tam burada,kadının merkezine yerleşir. Tanrıça artık suda değil;bedendedir.
Bu masaj aceleyle bitirilmez. Çünkü bu adımda taht kurulur. Tanrıça,rahmine yerleşmeden ayağa kalkmaz.
4-NABIZLARA SIR BAĞLAMA
Bu adımda beden üşütülmez.Sudan ve masajdan çıkan tanrıça , önce ısısını korur.
İpek sabahlık ya da bornoz sıkıca kapatılır.Omuzlara bir şal alınabilir. Yakına bir mum yakılır.Ateş aceleyle değil, niyetle çağrılır.
Bu mum ışık vermek için değil;bedene “buradasın, güvendesin” demek içindir.
Ateş yanarken Sulde Nabız Yağı avuca alınır. Şişe bir an kapalı tutulur.
Menekşenin sezgisel dili,kırmızı mercanın dişil gücü bedenle tanıştırılır.
Nabız noktaları tek tek çağrılır. Bu bir sürme değil,mühürleme işidir.
İlk olarak bilek içleri.
Yağ sürülürken eller birbirine kapatılır.
Tanrıça burada şunu hatırlar:
“Dokunduğum her şey, beni hisseder.”
Sonra kulak arkaları.
Fısıltıların geçtiği yer.
Yağ sürülür ve baş hafifçe yana eğilir.
Bu, sezginin kapısını açar.
Ardından boynun iki yanı.Ama boğaz değil.
Söz değil, çekim uyandırılır.Baş hafifçe geriye bırakılır; çene yukarı kalkmaz.
Son olarak göğsün ortası.
Kalp hizası.Ama duygusallık için değil;manyetizma için.
Burası tanrıçanın alanıdır.
Her noktada bir nefes alınır.
Ama nefes sayılmaz. Zaman burada ölçülmez.
Bu adımda küçük bir ritüel eklenir:
– Omuzlar yavaşça geriye yuvarlanır
– Saçlar bilinçli olarak arkaya atılır
– Bakış yere değil, karşıya çevrilir
Mum yanarken beden artık şunu bilir;tanrıça içerde uyanmış,nabızlara yerleşmiştir.
Bu adımın sonunda konuşulmaz. Aynaya bakılmaz.Sadece ısı korunur.
Ayzıt’ın dokunuşu artık,nabızlardan dünyaya yayılır.
5-AURA KUŞANIŞI
Bu adımda tanrıça artık içerde kalmaz.Beden hazırlanmıştır; şimdi kendini gösterme vakti gelir.
Dolaptan ilk göze çarpan değil, bedene “evet” dedirten kıyafet seçilir.
Bu bir beğenme meselesi değildir.
Kumaş tene değdiğinde beden rahatlıyorsa, doğru parça odur. Doğal ve akışkan kumaşlar mükemmel olacaktır.
Kıyafetler giyilirken konuşulmaz. Ama her parça yerini bulduğunda içten bir onay hissedilir.
Bu bir giyinme değil, bedeni onurlandırma anıdır.
Sonra Sulde Ten&Aura Buğusu alınır.
Bu kez buğu,tenin üzerine değil;yürünecek alana doğru sıkılır.
Bir adım ileri atılır ve o bulutun içinden geçilir.
Bu, tanrıçanın alanını dış dünyaya taşıma hareketidir.
Lal taşının koruyucu gücü alanı sabitler.
Menekşe sezgiyi görünür kılar.
İris, tanrıçaya ait o mesafeyi yaratır;yakın ama dokunulmaz.
Bu noktada ilk söz söylenir:
“Girdiğim yerde iz bırakıyorum.” Bir an durulur. Nefes alınır.
Sonra ikinci söz gelir:
“Benim ritmimle gelen kalır. Zorlayan dağılır.” Aynaya bakılabilir.Ama eksik aramak için değil.
Şunu tespit etmek için:
“Bu hâl bana ait.”
Bu adımda ;
– Bir kaç yudum su içilir
– Pencere açılır,derin nefesler alınır
– Parmak uçlarında birkaç defa yükselip inilir
Tanrıça yalnızca oturmaz;hareketle hükmünü yayar.
Bu noktada beden şunu bilir;tanrıça artık yalnızca hissedilmez, taşınır.
6-TAHTA OTURUŞ VE AYZIT’IN MÜHRÜ
Artık ayakta durulmaz.Artık hazırlanılmaz. Bu noktada tanrıça eylemi bırakır,oturur.
Rahat ama sıradan olmayan bir yer seçilir;bir koltuk, yere serilmiş bir örtü ve daha da iyisi çimlerin üzeri… Burası geçici bir durak değil;tahttır.
Omurga dikleşmez, sertleşmez. Doğal hâlini alır. Eller kucağın içinde birleşir. Tanrıça kendini taşır; zorlamaz.
Siyah Kuğunun Rüyası hazırlanır. Gül yaprakları ve ham kakao lezzet için değil, bedeni derinlikte beslemek içindir.
İçmeden önce fincan iki elle tutulur. İlk yudumdan önce şu söz yüksek sesle değil, netlikle söylenir:
“Artık kendimi zorla kabul ettirmiyorum.”
İkinci yudumdan sonra:
“Alıcıyım.Taşıyan değil, çekimde olanım.”
Üçüncü yudumda söz bitmez,tespit gelir:
“Bedenim bilir. Ruhum hatırlar.”
Ay sütü yavaşça içilir. Her yudumda omuzlar biraz daha düşer, karın biraz daha yumuşar.
Bu dişil gücün açılması,bedenin yeni halini tanıma süresidir.
Bu noktada kısa bir sessizlik bırakılır.Sonra Ayzıt’ın mührü atılır:
“Bugün tanrıça hâlindeyim.
Yarın da. Bu geceden sonra tanrıça hâli bende açıktır”
Bu bir niyet değildir. Bu bir konum bildirimidir.
Ritüel burada bitmez; ama burada tamamlanır.
Ayağa kalkıldığında dünya aynı olabilir. Ama tanrıça, artık dünyanın içinde başka bir yerden yürür.
4000 TL ve üzeri Alışverişlerinizde ÜCRETSİZ KARGO